26 Kasım 2025, Beyazıt Kampüsü
- Burak Yazıcı

- 27 Kas 2025
- 5 dakikada okunur
Günlerdir, İstanbul Üniversitesi Beyazıt Kampüsü daha önce düzenlenmemiş bir konferansa hazırlanıyordu. Siyasal Fakültesi’nde, ‘Aileye karşı Modern Tehdit: Eşcinsel Yönelim’ başlıklı bir konferans düzenleneceği duyurulduğunda, LGBT destekçileri karşıt görüş bildirmiş, afişleri yırtarak usulsüz bir yola başlamışlardı bile. ‘Bana helal sana haram’ anlayışıyla hareket ettikleri açıktı. LGBT destekçisi bir grup 12.30’da ana kapının önünde basın açıklaması düzenleyeceklerini ilan ettiler. Bu basın açıklamasında karşıt gruplar karşılaşmasın ve arbede yaşanmasın diye Beyazıt Meydanı çevik kuvvetle doldurulmuştu. Yaklaşık on kişi olan bu grup, yoğun bir polis korumasında beş dakikalık bir basın açıklaması yaptı ve dağıldı. Bir başka grup, 14.00’da fakülte önüne gelerek slogan atmaya başladı ve programı iptal edeceklerini iddia ettiler. Güvenlik ile bu grup arasında bir süre arbede yaşandı, güvenliğe mor boya ve toprak attılar, güvenlik müdahalesine devam etti ve grup, geri çekilmek zorunda kaldı. Havuzlu bahçede hayvanların da istifade edip su içtiği havuza, mor boyalarını döktüler ki mor renkle kendilerini sembolize ettikleri belliydi. Ancak solcu grupların bu yaptığı eylemler yabancı değil. Yetmişlerde de yemekhane eylemlerinde yemekleri yere dökerlerdi solcular, ‘halkın yanında’ olucular. Halbuki o yemeği temizleyecek olan da bir işçiydi ve onun iş yükünü artırıyorlardı. İnsan böyledir, neyi niye yaptığını bilmez bazen. Sol, iyi argümanları kötü icra etmekle meşhurdur. Yolun bir kısmını doğru gidip diğer kısmınıda uçurumdan atlamıştır tarih boyunca.
Programa alımlar başladığında, içeride bir propagandaya mahal vermemek için titizlikle salona alınan isimler incelendi. Maalesef arada gerçekten dinlemek isteyenlerin de giremediği tahmin ediliyor ancak böyle programlarda bu hata payı öngörülebilir.
Program başladıktan sonra ilk konuşmacı Oğuzhan Kabakçı, eşcinsel bireylerin değil eşinsel aktivizmin tehdit olduğunu, bu aktivizmin para baronları tarafından nasıl ve niçin fonlandığını, buradan sağladıkları faydayı anlatırken sunumunun aktivizm kısmına gelindiğinde kapıda bağırış çağırış ve arbede sesleri yükseldi. Güvenlik önlemi yetersiz olduğundan kapıdaki gruptan bazı öğrenciler konferans salonunun kapısına ve yerlere boya atarak konferansı provake etmeye çalıştılar. Kapıya boyalarla saldıran grup güvenlik tarafından bastırıldı ve kısa sürede her yer temizlendi. Karşıt görüşün konferans düzenlemesine dahi tahammülü olmayan bu insanlar yarın başka bir şey istediklerinde bunu nasıl dile getirecekler? Başlıktaki ‘tehdit’ kelimesinden bir meşruiyet sağladıklarını iddia ediyorlar ancak bu bir meşruiyet vermez. Eşcinsel yönelimin tehdit olması eşcinsellerin tehdit olduğu anlamına gelmez zira eşcinsel yönelimin boyutları vardır. Tehdit diye kast edilen boyutu ise eşcinsel aktivizmdir. Eğer bu grup konferansı dinlemeyi tercih etseydi, tam da provake edilen kısımda eşcinsel yönelim hakkında bilmedikleri psikolojik ve tarihsel gerçekleri öğrenecekler ve Doludizgin isimli derneğin eşcinsel bireylerle hatta türlü bağımlılıklarla mücadele eden insanlarla nasıl bir bağ kurduğunu anlayacaklardı. Ancak kendi görüşü dışındaki görüşlere yaşam hakkı tanımamayı maharet sananlar özgürlük nidalarını yalnızca kendileri için atacaklar ve başkasının söyleminin haklı olma ihtimalinden bile kaçacaklardı. ‘Yalnızca bizim istediğimiz program burda yapılabilir’ diye bağıran biri, özgürlükten söz ettiğinde ne kadar güvenebiliriz? Sadece iftira ve çamur atma siyaseti yaparak hangi doğruyu bulmaya ve savunmaya çalışılabilir.
Peki konferansı yapanlar eşcinsellere yaşam hakkı tanıyor mu? Konferansın yapılmaması için propaganda yapanların temel motivasyonu ‘eşcinsellere yaşam hakkı tanımıyorsunuz.’, ‘Nefret söylemi’ ve ’Ayrımcılık’ gibi kavramlardı. Ancak bunların birer iftira dan ibaret olduğu konferansı dinleyince anlaşılacaktı. Attıkları diğer iftiralarında cevapları yine konferansın içerisinde verildi. İftira atmaları dertlerinin, eşcinsellerin haklarını korumak değil de kendi çıkarlarını korumak olduğunu ele veriyor. Meydandaki provokatör gençlerin çıkarları para değildi belki ama psikolojik çıkar da bir çıkardır. Ait olma hissiyle durdukları o derneklerde varolma çabası onları boya ve yumurta reyonlarına itiyor olabilir.
Provokatör gençler, Doludizgin’in sitesindeki başlıkları alıp, içeriği okumadan, meseleyi anlamak kaygısı ile hareket etmeden (konferansın ismine yaptıkları gibi) bir propaganda ürettiler. Videoları izlemedikleri, metinleri okumadıkları açık.
Bu konferansı yapanlar, eşcinselliği bilimsel makalelere dayanarak (hepsi sitede mevcut) psikolojik bir karmaşa olarak tanımlıyor. Konuşmasının başlarına ‘Eşcinsel bireyleri asla dışlamamalıyız’ diye başlayan birine bu iftiraların atılma nedeni nedir?
Bu karmaşanın sebepleri de konferansın içerisinde anlatılmıştı. Ailede anne-baba rolünün bozulması, çevredeki eşcinsel aktivizme maruz kalınması, uzun süre eşcinsel pornografik içerik tüketilmesi gibi anormal durumlarda bu karmaşa meydana gelebiliyor. LGBT destekçileri, asıl bu karmaşa ve buhran içerisindeki bireyi bu hayata hapsediyorlar. Bu sözde desteğin, uyuşturucu bağımlısına ‘sen kullanmaya devam et, normal olan budur’ demekten farklı bir yanı yoktur. Bir bağımlıya bunu söyleyen yalnızca ondan fayda sağlayan uyuşturucu satıcılarıdır. Eşcinsel yönelim bozukluğunun bir bozukluk, ruh karmaşası olduğunu yukarıda da ifade edildiği gibi pek çok bilimsel izahla biliyoruz. Bu insanlar bu karmaşadan çıkarılıp kendi kimliklerini bulamazlarsa geri dönülmez sorunlarla karşı karşıya kalacaklar. LGBT destekçileri, bu geri dönülmez sorunlar yaşayacak olan insanların sorumluluklarını üzerilerine alıyorlar mı? Bu sorunların detayları Doludizgin sitesine göz atılarak öğrenilebilir.
Müslümanlar hiçbir şekilde bu karmaşadan muzdarip bireylere düşman değildir. Zina eden bir müslüman nasıl günahkarsa, eşcinsel ilişkiye giren birey de günahkardır. Psikolojik karmaşa içerisinde olan, kendi kimliğini bulmakta zorlanan bireyler ise bu ruh bunalımından kurtarılacak kardeşlerimizdir. ‘Kurtarmak’, ‘Tedavi olmak’ kelimelerinden rahatsız olabilir LGBT destekçileri, ancak bunun psikolojik bir vaka olduğunu bilen yani LGBT aktivistleriyle aynı görüşte olmayan biri için durum böyledir. Ruh karmaşasından tedavi olunur, LGBT destekçileriyle yaşanan asıl ayrım bunun bir ruh karmaşası olduğu gerçeğidir. Bu destekçiler para baronlarının propagandalarıyla kandırılmış akıllarına göre mi eşcinselliği destekliyor yoksa meseleyi bilimsel zeminde incelemişler mi? Eşcinsel yönelimin psikolojik karmaşa olduğu pek çok bilim adamı ve bilimsel araştırma tarafından desteklenmesine rağmen bu propagandanın sahipleri dünya devi şirketler olduğu için ve bilimsel çalışmaların aleyhine, kendi fonladıkları kavramları ‘bilimsel’ logosuyla pazarladıkları için halka izahı, bir fakültenin konferans salonunda bile zorlukla yapılabiliyor.
Öte yandan bu mesele inanan ve inanmayanlar için ayrılır. Öncelikle müslüman olup da kimlik karmaşası yaşayan insanları ardından inancı fark etmeksizin bu karmaşayı yaşayan insanları kapsıyor. İnanan bir kimse, zaten bu yardım elini tutacaktır. İnanmayan ama bu kimlik karmaşasından kurtulmak isteyen kimse de yardım etmek isteyenlerin muhatabıdır. İnsanlığı tehdit eden şey, bu karmaşanın insanlara pazarlanmasıdır.
Türk toplumunda bazı haramlar kültürel olarak diğerlerine nazaran daha fazla benimsenmiştir. Türkiye’de müslüman olmasına rağmen içki içen sayısı ve domuz eti yiyen sayısına bakınız. Dine en uzak Türk bile domuz eti yemek istemez, artık kültürel olmuştur çünkü. Eşcinsel yönelim bozukluğunu da bu türden bir ‘kültürleşme’ sebebiyle ‘istenmeyen hal’ olarak görür Türk insanı. Kalabalıkların alışkanlıklarını değiştirmek imkansıza yakındır, ancak Doludizgin bu meseleyi kültürel olarak değil, imani ve insani bir saikle bilimsel araçlarla ele aldığını en başından beri tüm yayınlarında söylemektedir.
Eşcinsel yönelim karmaşasını ‘hak' olarak gören ve müslüman olmayan birini, bunu için iknaya zorlamak gerekli görünmeyebilir ancak bu, ‘hakkıdır’ meselesinin kapsama alanı, eşcinsel ilişki isteyenleri aşıp ‘eşcinsel ilişki isteyin’ boyutundadır. Bu, çizgi filmlerde, film ve dizilerde gayet açıktır. Eşcinsel evliliklerde evlat edinilen çocukların psikolojileri, insan hakları savunucularının umurlarında mıdır? Etrafındaki modern baskıyla yani reklam ve propagandayla cinsiyet değiştirme ameliyatı olmuş genç insanların ileriki yaşlarda hayatlarını nasıl berbat ettiklerini anladıklarında yaşadıkları bunalım LGBT savunucularının umurlarında değil gibi görünüyor. Bunlarla ilgili pek çok çalışmaya ve hatta bizzat hayat hikayesine internet üzerinden ulaşmak mümkündür.
Bir yanda kimlik karmaşası yaşayan kişiye yardım edip, ona içindeki kimliği buldurup hayatına güzel bir şekilde devam etmesi için yardım eli uzatan, onları asla ötekileştirmeyen hatta onların bu hallerinden çıkar sağlayan eşcinsel aktivizmi herkes için ama en başta da eşcinsel bireyler için bir tehdit olarak gören taraf var, diğer yanda eşcinsel ilişkiden ve dolayısıyla eşcinsel bireylerden endüstri üreten, bu sayede elde edilen nüfus frenlemesi sisteminden fayda sağlayan şirketler ve onların kandırdığı, fonladığı taraf var.
Bugün nefret dolu kimdi?
Özgürlüğü kısıtlamaya çalışanlar kimlerdi?
Söz söyleyen, fikir ve belge ortaya koyan kimdi, saldıran kimdi?
İftira atan, hedef gösteren kimdi?
Kendi fanuslarından dünyaya bakanlar asla hakikat ışığının asıl rengini bilemeyecekler. Ekranlardan ve reklam panolarından insanların gözlerine saçılan cam parçaları güneşi görmelerini engelliyor.






Üstat meseleyi çok güzel izah etmişsin kaleminin mürekkebi kurumasın👌